Şu Ana Kadar Oynadığım En İyi Oyun: The Last Of Us

Hala etkisinden kurtulamadım.. Yaşadığım duygu yoğunluğunu, hele o son sahnedeki yaşananları aklımdan çıkaramıyorum. Sadece son sahnesi de değil üstelik, başından sonuna her noktası insanın ruhuna işliyor. Tarifi zor bir oyun The Last Of Us..

Tabi şimdi oyun denildiğinde aklına Angry Birds, Candy Crush falan gelen güruh bu yazdıklarıma anlam veremeyecektir. Olsun. Bize zamanında oyun oynuyoruz diye garip gözlerle bakan onca insan şimdilerde sağda solda üç yıldız alabilmeyi kovalıyor. Her ne kadar onları “oyuncu” olarak tanımlayamasak da, zehri bir kere aldıklarından sıkı oyunlara ilgi duymaya başlama ihtimalleri var. Bu sebeple ilgilerini çekebilir, bence hemen ayrılmasınlar, daha anlatacaklarım var..

Merak etmeyin her ne kadar oyun çıkalı 1 yılı geçmiş olsa da bu yazı spoiler içermiyor olacak. Bu kötülüğü yapamam kimselere. Çok istesem de yaşadıklarımı anlatabilir miyim zaten emin değilim..

The Last Of Us aslında herkesin filmlerden bildiği, dünyanın sonunu getiren bir felaket senaryosu üzerine kurulu. Şöyle izah edeyim; bir mantar türünün insana bulaşması sonrası onu ele geçirip saldırganlaştırması temeline dayanıyor. Buradaki hoş ayrıntı, bu mantar türü gerçekten de var! Ve bulaştığı canlıyı gerçekten de ele geçirebiliyor! Adı da Cordyceps. Ama sakin olun, şu ana kadar bilinenlere bakarsak bu mantar türü sadece böceklerde etkili. Mesela karıncaya bulaştıktan sonra onu ele geçirip kendisinin daha elverişli gelişebileceği bir ortama (nemli?) götürüyor. Sonra onu öldürüp dışarı çıkıyor ve sporlarını salıyor etrafa ki farklı kurbanlar bulabilsin. Garip ama etkili olduğu böcek türü dışında farklı bir canlıya bulaşamıyor. Karıncaysa karınca, güveyse güve. Neyle başladıysa o yani. Neyse işte oyunumuz bu mantarın bir şekilde insana bulaşması üzerine kurulu. Daha detaylı bilgi için (meraklısına) şuraya alabilirim sizi.

Konu bu ufak ayrıntı dışında özgün sayılmaz, doğru ama kimse bunu iddaa etmiyor zaten. The Last Of Us bir yolculuk hikayesi ve size bunu harika anlatıyor..

The Last Of Us bir film olsaydı, IMDB'de 9 puanı yapıştırmıştım..

Oyunun başında -ki muazzam bir başlangıç- her şey güllük gülistanlık iken birden hastalık patlak veriyor ve kaosun içersinde buluyoruz kendimizi. Genelde izlediğimiz filmlerin aksine bu sefer felaketin başrolünde değiliz. Nerde, ne zaman ve nasıl başlamış bilmiyoruz. Tek istediğimiz ailemiz ile birlikte olabildiğince uzaklaşmak. Bizzat hastalığa yakalanmış insanları ve saldırganlıklarını görüyoruz. Ama tabi ne olup bittiğinden haberimiz yok. Bir an önce yaşadığımız şoku atlatmamız gerekiyor. Kaçmalıyız! Bu esnada insanların yaşadığı paniğe şahit oluyoruz. Bizim gibi pek çok insan da şehri terk etmek istiyor. Haliylen her yer kilit. Sokaklarda tam anlamıyla kaos var; yanan binalar, çatışanlar, yardım isteyenler, tartışmalar, kaçışmalar, çığlıklar, ölümler.. Kimseye yardım edemeyiz, düşünmemiz gereken bir ailemiz var.. Bu anları bizzat yaşıyor ve oynuyorsunuz. Sonra bir takım karakterimiz için çok önemli olaylardan sonra zamanı ileri sarıyoruz ve yaklaşık 20 yıl sonrasında geçiyor oyunumuz.

Oyun Türkçe altyazı desteğine sahip. Teşekkürler Sony ve emeği geçen herkese..

Böylece oyun ilk dakikalardan kendini ele veriyor. Her ne kadar kurgu olsa da her şey o kadar insancıl ve gerçek ki; oturup gerçekten böyle bir şey yaşansa üç aşağı beş yukarı benzer şeylerle karşılaşırız herhalde diye düşünmeden edemiyor insan. Zaten oyunun bu denli özel olmasının sebebi olaylara karşı bu gerçekçi yaklaşımı. Ortada bir kahramanlık hikayesi yok. Siz bu yeni dünyanın ufak bir parçasısınız. Yeni dünya demişken, oyun hastalık patlak verdikten 20 yıl sonraki bir hikayeyi işliyor. Artık eski düzenden eser yok. Hastalık sonrası insanlığın büyük bir çoğunluğu yok olup gitmiş. Geride kalmış az sayıda insan da tahmin edileceği üzere gerekeni yapıyor; birbirini yiyor. Askeri güçlerin kontrolünde bir takım yerleşim alanları var. Karantina bölgeleri. Bunlar halkı koruyorlar ama çok baskıcı bir düzenleri var. Bu askeri güce karşı mücadele eden Ateş Böcekleri adlı bir grup var. Sonrasında etrafta taraf tutmayan çeşitli yağmacı serseri gruplar mevcut. Ortam karışık anlicanız..

Bunlar yetmiyormuş gibi bir de hastalıklı insanlar var. Tabi bunların bilinci yok. Saldırgan tavırları var. İnatla zombi demek istemiyorum ama benzer karakteristlikleri var. Mesela hastalık yine ısırıkla bulaşıyor. Hastalığa maruz kalma zamanına göre de özellikleri değişiyor. Koşucu ismi verilenler en zayıfları ve sizi gördükleri an saldırıyorlar. Bir de uzun süre hastalığa maruz kalmış ve bu yüzden hastalığın dışa vurması sonucu gözlerini yitirmişler var. Onlara Takırdayan ismi veriliyor. Göremiyorlar ama sese karşı çok hassaslar ve sizi yakalarlarsa bir şey yapamıyorsunuz, bir ısırıkta işinizi bitiriyorlar. Onlara karşı çok dikkat etmek gerekiyor. Bunların dışında bir iki farklı türevleri de var ama en sık karşılaştıklarımız bu ikisi.

The Last Of Us Haziran 2013'de sadece Playstation 3’e özel çıkmıştı. Sonradan Temmuz 2014 gibi grafiklerinin elden geçirildiği bir versiyonu (Remastered Edition) Playstation 4'e çıktı. PS4’e çıkan versiyonu hikayeye eklenmiş tek DLC'yi de (Left Behind) içeriyor. PS3 sahiplerinin bu eklentiyi satın almaları gerekiyor. Tabi bir de çoklu oyuncu eklentileri var..

Oyun Joel ve Ellie'nin yolculuğunu anlatıyor. Joel ile zaten oyunun başında tanışmıştık. Oyunun büyük çoğunluğunda onu kontrol ediyoruz. Ellie ise 14 yaşında bir kız. Haliylen bu yeni dünyada doğmuş. Bildiği tek şey bu yıkık düzen. Nasıl tanışıyorlar? Bu ortamda onları bir araya getiren ne? Ne diye beraber bir yolculuğa çıkıyorlar? Tabi bunlardan bahsetmek istemiyorum. Zaten ağzımdan birşey kaçırmaktan korkuyorum. Henüz oynamamış olanların tadı kaçmasın. Bunu bizzat kendiniz yaşamalısınız. Tek diyebileceğim ilk karşılaştıklarında birbirlerini hiç sevmedikleri, birbirlerine katlanmak zorunda oldukları ama zamanla ilişkileri öyle bir boyuta ulaşıyor ki, birbirleri için feda edemeyecekleri şey kalmıyor. Bu değişim o kadar güzel anlatılıyor, o kadar gerçekçi sunulmuş ki sadece bu bile oyunun bir klasik olmasına yeterdi ama yapımcı bununla yetinmemiş, ince eleyip sık dokumuş ve her bir noktasına ayrı bir özen göstermiş. Oyunun hiç sırıtan veya aksayan bir tarafı yok..

Bu ikiliye katılan veya hikayede yer alan bir çok karakter ile de tanışıyoruz yol boyunca. Verilmek istenen duyguya katkıları bir hayli fazla. Bu noktada dialogların da çok başarılı yazıldığını söyleyebilirim. Hem bu kaotik ortamda insanların birbirlerine karşı sergiledikleri duruşu, hem de yaşanan acıları çok güzel bir şekilde ifade ediyorlar. Bir de oyunda keşfettikçe karşımıza çıkan küçük olaylar, dialoglar ve yazılar var. Yazılar genelde tutulan günlüklerden parçalar veya insanların birbirleri ile haberleşebilmeleri için sağa sola bıraktıkları notlar oluyor. Bunun dışında ısırıldıktan sonra dönüşmeden evvel bazı notlar yazıp intihar edenler, ellerindeki envanteri yazıp gün gün nasıl eridiğini gördüğümüz kağıt parçaları veya bir köşede nöbet tutmuş askerin kayıtları derken bir hayli toplanabilir eşya yer alıyor oyun içersinde. Bunların oyunun atmosferine katkıları inanılmaz. Mesela çok hoşuma giden kısa bir dialogtan bahsedeyim. Bir ortama geliyoruz ve bir binaya asılı bir reklam afişi görüyoruz. Tabi yırtık pırtık. Üstünde bir bayan var. Manken gibi bir şey. Parfüm reklamı sanki. Neyse Ellie oraya varıyor, size sesleniyor ve aralarında ilginç bir dialog yaşanıyor. “- Sizin zamanınızda yiyecek sıkıntısı yaşanmadığını sanıyordum. – Doğru, yoktu ama kimi insanlar yememeyi tercih ediyorlardı. Daha çok görünüm ile alakalı. – Yok artık! Saçmalık..”

Grafikler ve Atmosfer

Grafikler ve atmosfer kelimenin tam anlamıyla inanılmazlar! Tamam bir neslin bitişine yakın harika oyunlar çıkar ama The Last Of Us karşısında kalakaldım, resmen ne diyeceğimi bilemedim. Bu kadarını beklemiyordum. Yahu PS3 dediğimiz alet sadece 256 MB sistem ve 256 MB video hafızasına sahip. Şu an elimizdeki telefonlarda bile en az 1 GB hafıza var. Oyun boyunca hayretler içersinde sürekli gezmek, etrafa bakınmak, o yıkık dünyanın ve doğanın kendine ait olanı geri almış olmasının tadını çıkarmak istedim. Grafiklerin güzelliği bir yana oyunun dünyası da bir o kadar güzel tasarlanmış. Will Smith'in oynadığı I Am Legend (2007) filmini hatırlayın. Hah işte ona benzer bir dünya var. Terk edilmiş şehirler, her yer yıkık dökük ve doğa tekrar sahnede. Bitki örtüleri, ağaçlar evlerin içlerine kadar girmiş. Doğa yavaş yavaş intikamını alıyor. Her şey o kadar güzel ve bir o kadar da acıklı gözüküyor ki resmen yaşıyor, hissediyorsunuz bu ortamı.

Beni etkileyen oyunun sadece görsel tarafı da değil üstelik. Duyduğumuz melodiler ve ses efektleri bu oluşturulan müthiş atmosferin birer parçası. Özellikle müzikler öyle güzel hazırlanmış ki ne abartılı ne de silik kalmış. Tam olması gerektiği gibiler. Daha önceden de söyledim; bu bir kahramanlık hikayesi değil. Bu hüzünlü bir hikaye.. Müzikleri de bu hikayeye uygun hazırlanmış. Merak edenleri de şöyle alalım.

Oynanış

Hikayeye dayalı bir sürü şey yazdım, bir o kadar daha yazabilirim gibi geliyor. Ama bunun bir oyun olduğunu unutmamalıyız. En basitinden ne kadar iyi olursa olsun oynanış mekanikleri çekilmez olsaydı, rüzgar tersine dönebilirdi ama merak etmeyin, korkulacak bir şey yok. : )

Oyunun türü hakkında şu veya bu demek istemiyorum. Türler iç içe girdikçe bunu anlatmak yorucu oluyor. Aynı müzik türleri gibi. Ama sonuçta üçüncü bakış açısıyla oynadığımız bir macera oyunu bu. Korkutuyor mu derseniz hayır derim ama kesinlikle geriyor.

Gerginliğin sebebi de vereceğimiz kararlar ile ilgili. Mesela bir çatışmaya başlayacağız diyelim. Bakıyoruz elimizdeki silah ve cephane kısıtlı. Az ileride bir köşede bir tahta gördük. Aldık onu, gizlene gizlene rakiplerimize doğru ilerliyoruz. Bir tanesini tenhada sıkıştırıp boğarak veya bıçaklayarak işini bitirmek istiyoruz. Amacımız sessiz sedasız karşımızdaki grubu bir bir indirmek. Boğmak uzun sürüyor ama bıçaklarımız da sayılı. Bir kerede en fazla 3 tane taşıyabiliyoruz ve bunlar tek kullanımlık. Ama şu da var; boğmaya başladığımızda rakibimiz direniyor. Çok sessiz olmuyor bu iş. Diğerlerinin dikkatini çekmemek gerek. Ama oldu da farkedildik diyelim. Yanıbaşımızdakinin kafasına tahtayı geçiriyoruz. Kapışmaya başladık. Grubun geri kalanı da üstümüze doğru geliyor. Biraz dayak da yiyebiliriz ama düşünmemiz gereken diğerleri. Hele hele takırdayan varsa bu grup içersinde, ilk önce ona saldırmalıyız, çünkü onun yaklaşması demek ölmemiz demek. Yakaladığı an ölüyoruz. Belki de kaçıp saklanmak gerek. Çıkardığımız sesten ötürü takırdayan üstümüze geliyorsa elimizdeki şişeyi farklı bir köşeye atıp o tarafa yönelmesini sağlamalıyız. Bu sırada farkediyoruz ki altıpatlarımızın mermisi azalmış, o panikle sıktık herhalde bir iki kere. Şarjör değiştirmeye yelteniyoruz ama o da ne, tık tık tık üç beş saniye sürüyor bu işlem. Sonra sağlığımızı yerine getirmek için gerçek zamanlı olarak çantamızı indirip, sargı bezini seçip sarmaya başlamak da bir üç beş saniye.. Ve bunlar olurken oyun duraklamıyor! İşte buna benzer kararlar vermek ve sonuçları geriyor insanı. Gerçi buna sebep olan bir diğer etken de dövüşlerin, vuruş hissinin, ses efektlerinin ve animasyonların gerçekçi gözükmesi. Mesela yakın dövüş için girdiğimiz mücadeledeki animasyonlar çok başarılı ve ortama ayak uyduruyorlar. Masanın yanında adamı yumruklarken kafasını masaya çarpabiliyoruz gibi epeyce çeşit çeşitler. Bu baya keyifli ama öte yandan da bir hayli rahatsız edici çünkü bu animasyonlar çok gerçekçi. Adamın ağzına ağzına vururken farkediyoruz ki onlar da bir sebepten ötürü üstümüze çullanıyorlar. Açlık mesela.. Herkesin kendince bir nedeni bir doğrusu var bu dünyada hayatta kalabilmek için. Aynı şekilde silahlı çatışmalarda da tok bir vuruş hissi var. Ayrıca vurulduğunuzda da sizi yere sermesi yerinde bir karar olmuş.

Her şey bir yana oyunda en çok gerildiğim an sanıyorum kışın yaşananlardı. O anları ekran karşısında yaşadım resmen. Ve her şey bittiğinde bir süre dinlendim, soluklandım, elim ayağım kilitlendi. Yalan yok, etkisi hemen geçmedi..

Kış demişken, oyun mevsimlere ayrılmış durumda.. O kadar çok etkileyici sahne yaşıyorsunuz ki, hah tamam geldik oyunun sonuna dediğim her an bir bakıyorum hala devam ediyor. Etkilenmemek elde değil. Ortalama bir aksiyon oyunu 9-10 saat sürerken, ben The Last Of Us'ı 22 saatte bitirdim ve hiç bir anı boş değildi. Tabi bu süre ortalamaya göre uzun olabilir. Baya tadını çıkararak oynadım. Bittiğinde de keşke bitmeseydi dedim. Ben bir oyunu tekrar oynamayı pek sevmem. Çok az istisna vardır ama The Last Of Us'ı kesinlikle en az bir kere daha oynayacağım. Belki PS4 almam için aradığım sebep budur? Eski nesil bir oyununun yeni nesil bir konsol aldırması da komikmiş aslında da neyse.. : )

Oyunda ateşli silahlar dışında yakın dövüşte kullanabileceğimiz ve aynı anda sadece bir tane taşıyabildiğimiz tahta, demir, balta, pala gibi silahlar mevcut. Bunların bir dayanıklılığı var ve kısa sürede kırılıyorlar. Öte yandan bunlara bir bıçak monte edebiliyoruz. Daha ölümcül oluyorlar. Gerçi ateşli silah dedim ama bir de ok var, sessizlik için birebir : ) Sonrasında sağda solda sıkça gördüğümüz şişe veya tuğlayı yanımızda taşıyabiliyoruz. Bunlar ses çıkarmak veya düşmanımızın üstüne atarak kısa süreliğine onları sersemletmek için kullanılabiliyor. Şunu da unutmayalım, çoğu yeni nesil oyunda olduğu gibi sağlığımız kendi kendine dolmuyor. (zaten o nedir öyle?) Ayrıca atabildiğimiz molotof, çivi ve sis bombaları mevcut.

Oyunun güzel yanlarından biri de üretim özelliği. Etraftan makas, sargı, alkol, patlayıcı gibi şeyler bulabiliyoruz ve bunları birleştirerek bıçak, sağlık paketi, bomba gibi şeyler üretebiliyoruz. Üretim süreci de oyun durmadan gerçekleşiyor ve bir miktar süre istiyor.

Ayrıca etraftan toplayabildiğimiz haplar ile kendi yeteneklerimizi (takırdayanlara karşı bıçak kullanabilme, sağlığımızı arttırma, silah sallanmasının önüne geçme gibi) geliştirebiliyoruz. Bir de topladığımız mekanik parçalar ile silahlarımızı (şarjör kapasitesi arttırma, silahın tepmesini azaltma, şarjör değiştirme hızı, dürbün takabilmek gibi) geliştirebiliyoruz. Bunun için oyunun bazı yerlerinde bulunan masaları kullanmamız gerekiyor. Sanıyorum alet edevat gerekiyor : )

Oyun hafif zor ama keyifli bir zorluk bu. Öldüğünüzde sizi çok cezalandırmıyor, çok yakın geçmişten başlatıyor. Zaman zaman sık ölüyorsunuz ama bu, oyunun sizden verdiğiniz kararları değiştirmenizi istediğini gösteriyor. Tabi ben normal zorluk seviyesinde oynadım. Zorda oynayınca yaşanılan gerginliği aklınızdan tuttuğunuz bir sayı ile çarpın derim : )

Unutmadan bir de çoklu oyuncu desteği var ama ben burada fazla vakit geçirmediğim için yorum yapmayayım..

Toparlarsak

Yıllarca oyun oynamış ve sektörü yakından takip etmiş birisi olarak daha öncesinde şu ana kadar oynadığın en iyi oyun hangisidir diye sorulsa, bir hayli düşünür ama neticesinde bir cevap veremezdim diye düşünüyorum. Hikaye olarak sorulsa mesela Metal Gear Solid serisi hatta direk Metal Gear Solid 3: Snake Eater derdim herhalde. Ama hala bir şeyler eksik olurdu. Bak şu vardı, bu vardı falan derken kafamın bir hayli karıştığını farkedip sen nasıl bir şey seversin diye sorardım herhalde (Yazar buraya bir hayli çeşit oyun adı sıraladıktan sonra işin içinden çıkamayıp alayını silmiştir. Bir tek MGS'yi bırakmıştır ki onun da yeri ayrıdır : )).

Artık verebilecek bir cevabım var. Kesinlikle The Last Of Us her yönüyle şu ana kadar oynadığım en iyi oyundur. Ötesi yok! Eleştirilecek bir şey sorarsanız, elbette var ama kusursuz diye bir şey mi var? Heç.. Ben oyun editörü değilim hem, umrumda değiller. Zaten bu kusurlar öyle can sıkan cinsten de değiller. Tadını çıkarın siz en iyisi : )

Hatta arttırıyorum, ben oyuncuyum diyen herkesin görmesi gerektiği, mazeret kabul etmeyecek bir yapım bu. Belki sizin için tüm zamanların en iyisi olmayabilir ama ilk beşte kesin yer bulacaktır kendine. Tek başına bir PS3 veya PS4 aldırtacak nedendir kendisi diyerek de yazımı sonlandırıyorum.

Teşekkürler Naughty Dog..

tlou11

  • http://revclanturkey.com/ Gamerasi

    Güzel yazı.

    Metal Gear Solid 3: Snake Eater’dan bahsetmen beni ayrıca mutlu etti.

  • http://www.tugay.biz/ Koray Tugay

    Pek oyun kültürün yok herhalde.

    • http://www.brkshn.com/ Burak

      Tadlar, renkler.. Ama hayır oyun sektörüne hakim sayılırım, soru bu ise.. Gerçi MMO’ları sevmem, uzak dururum, o ayrı.. Neyse ben kendimce çok sevdiğim bir oyun hakkında bir şeyler yazdım. Kimisi için Grim Fandango’nun ötesi yoktur, kimisi sadece Fifa/PES oynar, diğeri gelir Skyrim der, öteki Call of Duty’de ömrünü yer, Total War’cular, Civilization’cılar.. Herkes için ortak bir “en iyi” imkansızdır. İnsanlık hangi şey altında ortak fikir dile getirebildi ki :) Herkesin kendince en iyisi/iyileri vardır. Ha ben o kadar yazı yazmışım, altına bir tek bu yorumu yazmak da güzelmiş, gülümsetti beni, saol :)

  • Kratos Sercan

    Hocam hiç üşenmedim baştan sona kadar okudum. bu oyunu oynamasamda BSC sayesinde seri oalrak youtubeda izlemiştim. Bende aynı şekilde sana katılıyorum ki bu oyunu hiç oynamamış olsam bile profil resmimden de anlaşılacağı gibi koyu bir gow sempatizmim, hayranlığım olmasına rağmen bu oyunun yeri çok farklı ve benim gözümde de gelmiş geçmiş en iyi oyun diyebilirim. Yazın sonuna doğru ps4 almayı düşünüyorum sırf bu oyun için. Kendine gamer diyen biri bu oyunu elden geçirmiyorsa, üstüne olumsuz yorumlarda blunuyorsa zaten ona oyuncu demem…

    Yazın için ayrıca teşekkür ederim. Hemen hemen aynı düşüncedeyiz ellerinle sağlık :)

    • http://www.brkshn.com/ Burak

      Ben de Bloodborne yüzünden yeni PS4 aldım (onu da tavsiye ederim) ama TLOU hala aklımın bir köşesinde. İndirim geldiği vakit kaçırmayacağım ve umarım bu süre içersinde hikaye ile ilgili birşeyler unuturum. :) O anları tekrar yaşamak istiyorum çünkü..

      Henüz fikrimi değiştirecek bir yapım da görmedim. Yani evet, hala The Last of Us listemdeki bir numaralı oyun. :)

      Ayrıca yazıyı beğenmenize sevindim, okuduğunuz ve düşüncelerinizi paylaştığınız için de teşekkür ederim.. :)

  • phobovis

    Bu oyunu geç keşfettim, playstation dünyasına geç girdiğim için ama iyi ki de bu fırsatı yakalayabildim diyorum. Etkisinden kurtulmak gerçekten çok zor. Yazdığınız şeyler o kadar doğru ki, kendi düşüncelerimi okumuş gibi oldum. Bitirir bitirmez müziklerini arattım ve bir soundtrack albumu çıkmış olduğunu görüp mutlu oldum. Yıllar geçse de bir efsane olarak kalıcak sanırım bu oyun. Oyun demek bile istemiyorum aslında. Film tadında mükemmel bir deneyimdi. Yıllar geçmiş olsa da ben de bir katkıda bulunmak istedim yorum yaparak. Uzun bir süre soundtrack’ini dinleyip Ellie ve Joel’u anımsayacağıma eminim…